 Konsol sahibi olmadan önce, her ne kadar basitliğine hayran olsam da bazı çekincelerim vardı. Bunların en önemlisi belli oyun türlerine sıkışıyor olmanız. Ya yarış oyunu oynayacaksınız ya da üstten görünümlü bir aksiyon oyunu (Third Person Shooter'ı anca böyle çevirebildim). FPS ve strateji mi? Onlar için sizi PC'ye alayım. Ama süpriz şekilde konsollarda oldukça iyi FPS'ler çıkıyor ve hatta onlar PC'ye çevriliyor (Black gibi bazıları çevrilmiyor ve çevirmeyenlerin kulakları çınlıyor). Mesela Medal of Honor: Allied Assault. Bu oyun sadece PC için yapılmış olsa da bir konsol geçmişi olduğu gerçek. İyi oyunlar var, peki bu oyunlar o gamepad'le nasıl oynuyorlar. Artık bir cevabım var: İmkansız değil. Resistance: Fall Of Man PS3'ün çıkış oyunlarından bir tanesi ve uzun süre boyunca tek FPS'siydi (sonra Darkness geldi). Konsolsuz zamanlarımda bir mağaza önünde Full HD televizyonda demosu dönünce bir kez daha PS3 alma isteğim depreşti (sonra da aldım ama başka sebeplerle, MGS'den bahsediyorum). Zaten konsolu aldıktan sonraki ikinci oyunumdu. Oyunumuzun enteresan bir konusu var. Size alternatif bir tarih akışı sunuyor, olmayan bir İkinci Dünya Savaşını. Çünkü Rusya semalarından Dünya'ya inen ve ordan yayılan Chimera (uzaylı arkadaşlar) Avrupa'yı ve en sonunda İngiltere'yi esir almıştır. Amerikalılar'da Dünya Savaşı olmayınca kendi ülkelerinde sıkıldıkları için bu olayla birlikte fırsatı kaçırmazlar. Ancak işler insan insana çarpışmaktan farklı yürüyecektir. Oyun açılışında takımımızla birlikte uzaylılara dalıyoruz (aslında tam uzaylı değiller, mutasyona uğramış insanlar sadece ama başlarında bir uzaylı ırk olduğu da gerçek). İlk olarak Medal of Honor: Airborne'la tanıştığımız 4'lü sağlık barı karşımıza çıkıyor. Sistem oyunun başında aynı mantıkla yürümüyor. Çünkü her bar boşaldığında tekrar eklemek için bir sağlık çantası yok. Ama ilk bölümün bitimiyle yönettiğimiz Sergeant Hale Chimera ile temasa girip sağ çıkınca, yolda gördüğümüz sarı şişelerle barı doldurma fırsatı yakalıyor. Sağlıkla başladık, en önemli nokta olan kontrollerle devam edelim. Oyun kesinlikle kontrol edilebilir seviyede. Ama bunun için oyunun yardımları dışında kendi oynayış stilinizi de değiştirmelisiniz. Oyun size kocaman ve düşmanı hedeflediğinizde kırmızı olan bir cross-hair gibi yardımlarda bulunuyor (hatta dürbünlü tüfeğimizde rahat head-shot atabilmemiz için zaman yavaşlatma modu bile bulunmakta). Ama olay sizde bitiyor. Eğer bütün nişan almayı sol analogla yaparsanız işiniz biraz zor. Kanımca hedefi tutturamadığınız zaman nişan almak yerine "strafe" ile düşmana denk getirirseniz işiniz oldukça kolaylaşacaktır. Bu kolaylaşma işi önemli çünkü oyunda çeşitli boylarda çok fazla düşman var ve aksiyon bir an olsun düşmüyor. Ortalığın biraz durulduğu hallerde bile bir sonraki adımınızda her yerden düşman yağacağını biliyorsunuz. Bu da biraz paranoya yapmanıza neden oluyor tabii. Neyseki yanımızda yeteri kadar donanım var. Oyun boyunca elinize pek çok silah geçiyor (bombamız ve tüfeğimiz dışındakiler hep uzaylı teknolojisi) ve bir süre sonra hepsini taktiksel bir şekilde kullanmanız gerekiyor. Çünkü hem yeterli mühimmat olmuyor hem de her silahı her düşmana karşı aynı kolaylıkta kullanamıyorsunuz. Tabii bazılarının da gereksiz olduğu kanaatindeyim. Mesela grenade launcher'ı hiç kullanmadım. Bunun dışında oyunu bitirince de bazı silahları "açıyorsunuz" (silah menünüzde silahların dört yöne eşit dağılmamasından anlaşılabilir). Tekrar senaryoya geri dönelim. Oyunda her bölümü fotoğraflar eşliğinde bir bayandan dinliyoruz ki kendisi kurtardığımız bir İngiliz subayı (seslendirmenin Keira Knightley'e ait olduğu yönünde güçlü hislerim var). Bunun dışında önemli anlarda oyun içi videolarda mevcut. Konu anlatımı oldukça iyi. Senaryo da başarılı. Sonunda uzaylılardan kurtulacağımızı biliyoruz ama nasıl olacağı her bölümde içinizi kemiren bir soru olarak karşınıza çıkıyor. İşin ilginç tarafı karşınıza bir kaç durum dışında öyle aman aman bir "boss" da çıkmıyor. Bu nokta da oyun nedense bana Halo'yu hatırlattı. Aradaki tek fark oyun gelecekte değil geçmişte geçiyor. Yine uzaylı ırk, yine araç etkileşimi ve yine "boss" yok (ilk Halo'nun sonu yarış oyunu gibiydi). Yine de bitirdiğinizde MGS gibi buruk bir tat kalıyor bitmesinden dolayı. Ayrıca credits ekranını sonuna kadar izleyin. Yeni geliştirilen 2. oyun için bağlayıcı nokta bu olabilir. Dağınık biçimde gidiyorum. O zaman alaksız şekilde grafik ve araç etkileşiminden bahsedeyim. Grafikler bir PS3 klasiği yine. Harika çevre efeketleri, muhteşem yüz ifadeleri ve ışıklandırma, ama geniş alanlarda kötü kaplamalar. Oyun size savaş atmosferini çok iyi sağlıyor ama oyunun başında göreceğiniz o kötü çim kaplamasından sonra rezil toprak kaplaması zaman zaman "Bu kadar mı PS gücü?" gibi sorular sordurabilir. Araç noktasında ise size görev icabı jip veya tank veriliyor. Gayet de iyi tasarlanmış bir kullanılabilirlikleri var (gaz-fren olarak R2 ve L2'yi kullandığınızda hak vereceksiniz). Tek kötü tarafı ise elinizden alındığında üzülüyorsunuz. Hatta uzaylılardan arakladığınız araçla yeri göğü inletirken tabanvayda afallayabilirsiniz. Bir de six-axis olayı var tabii. Sony'nin Nintendo'dan arakladığı ama aslının Microsoft Freestyle Gamepad olduğu hareket algılama teknolojisi. Ancak gamepad yapısı Nun-chuck gibi uygun olmadığı için yapımcılar sadece belli olaylarda kullanıyorlar bunu (kısaca olmuş olsun diye). Resistance'da da bu durum üzerinize zombi atladığında kurtulmak amaçlı sallamak olarak belirlenmiş. Dışarıdan komik gözüktüğü de bir gerçek. Son olarak kullanılan Checkpoint sistemi bazen çok kötü yerlerde başlatsa da başarılı denebilir (Checkpoint konusunda Uncharted: Drake's Fortune'ı tek geçerim). Resistance kısaca iyi bir oyun. Güzel bir senaryosu var. Tempo oldukça yüksek. Kontroller iyi ve aksiyon başarılı. Zaman zaman sürekli savaşmaktan (ki araç kullanımının araya serpiştirilmesinin nedeni bu olabilir) sıkılma gibi sorunlar başgösterebilir. Zaten "casual" olarak (benim gibi) birkaç satten fazla başına oturmayacağınız için çok sorun olmasa gerek. Bu oyunla birlikte konsola bakış açım değişti denebilir. Fazla da strateji oynamadığımı düşünürsek, bundan sonra bilgisayarıma oyun olarak sadece PC'ye özel (Crysis gibi) oyunları alacağım. Çünkü gayet güzel FPS oynanabiliyormuş. O gazla da Call of Duty 3 (İlk izlenimim idare eder yönünde) ve Darkness'ı aldım. Condemned 2'de sırada bekliyor. Eğer PS3 konsolunuz varsa arşivinizde olması gereken bir oyun. Flimbo'nun Notu: 9/10 |